23 Temmuz 2010

Mahkeme Sansürü

Çok güzel başlık oldu valla. Bu konuda detaylı bir makale güzel giderdi aslında ama Tarvuizm projesiyle uğraştığım için pek zamanım yok bu aralar.

Blogger tabanlı Sürahi diye bir blogum var iki yıldır yazdığım, bilen bilir. Şekilden şekile girmişti zamanla. Son bir yıla yakın zamandır da yasal olmayan içerikleri paylaşıyorum. Albümler, oyunlar gibi. Dün Mustafa'nın uyarısıyla blogun mahkeme tarafından erişime engellendiğini öğrendim. (Mustafa olmasa bir şeyden haberim olmayacak benimde ha.) Navige kullandığımdan dolayı blog bende sorunsuz açılıyor. Yaklaşık bir aydır erişime kapalı olan blogun sansüre maruz kaldığını ben daha yeni öğreniyorum.

Şaşırdım valla. Yakın zaman önce bir blog yüzünden Blogger'ın tamamen engellendiğini biliyoruz. Geçen zamanda teknoloji ilerlemiş(!) artık tek tek blogları engelleyebiliyorlar. Güzel valla, çok havalı. Erişim engellenince insanlar inadına girmeye çalışır bu seferde. Benim işime gelir bu da.

Ama olayın en komik yönü ise ziyaretçi sayımda en ufak bir azalmanın olmayışı. Eğer azalırsa da surahii.blogspot.com olan adresi surahi.blogspot.com'a yönlendirmeyi düşünüyorum.

17 Temmuz 2010

Firefox vs Chrome

Teee 28 Şubat günü yıllardır kullandığım Mozilla Firefox'un sistemi aşırı kasmasından ve sürekli çökmesinden bıkarak Google Chrome'a geçmiştim. O gün yer imlerini transfer ederken en fazla üç gün Firefox'suz yaşabilirim diyordum ama Chrome cidden çok daha iyi.

Google Toolbar'a ihtiyaç duymadan aynı işlemleri yapabiliyorsun en başta. Bu da yer kazandırıyor, siteyi daha geniş kullanabiliyorsun. Yer imlerine ulaşım da Chrome'da daha kolay. Firefox'un eklentilerinin rahatlığını bulamam sanıyordum ama çok daha iyileri var Chrome için. Temalar da keza öyle. Hem de eklenti ve tema kurarken Firefox'taki gibi tarayıcıyı tekrar başlatmak gerekmiyor. Bu süper özellik valla.

Ancak Chrome'da IDM'nin multimedya indirme özelliğini kullanmak tam bir işkence. Firefox'taki gibi indirme paneli yok. Ayrıca bir sayfadaki arka plan görseline ulaşmak için sayfanın kaynak kodlarını kullanmak gerekiyor. Ama Firefox'ta öyle mi a dostlar. Sağ tıkla sonra arka plan resmini göster de iş bitti. Mis gibi. Ayrıca resimde gördüğünüz gibi Chrome'da her eklenti ve sekme görev yöneticisinde ayrı bir tarayıcı gibi görünüyor. En gıcık olduğum özelliği bu zaten. Ama yine de Chrome daha hafif ve hızlı. Firefox 510k bellek yerken Chrome 310k yiyor. (Burada MHP'nin 40. yıl hesabını yapmayı denedim ama olmadı.)

Geçenlerde Firefox'a geri dönmeyi denedim ama olmadı. Ayrı dünyaların varlıkları olmuşuz. Ama 4. sürüm betası da Chrome'a benzetilmiş birçok yönden. JägerMonkey ile de en hızlı tarayıcı olacak gibi görünüyor. Tam sürümü yayınlansın da geçerim gibi.

12 Temmuz 2010

San Sara

Kimin şampiyon olduğu umrumda değil de, Casillas sonunda içimizde ukde kalan şeyi gerçekleştirdi. Bir tane Alaman güzeli vardı sarışın. Arada onu da şeytseymiş iyi olurdu ama.

07 Temmuz 2010

Nutuk Öncesi Atatürk Konuşuyor

Atatürk Kitapları ve DVD Serisi'ne devam ediyorum. Birkaç gün önce bitirdim kitabı. Adı yine başlıktaki gibi Nutuk Öncesi Atatürk Konuşuyor.

Kitabın kapağında İsmet Bozdağ yazmasına karşın kitabın içeriği tamamen Mustafa Kemal'in yazdıklarıyla daha doğrusu yazdırdıklarıyla oluşuyor. 1926 yılında daha sonra adı Ulus olacak Hakimiyet-i Milliye'nin başyazı Falih Rıfkı Atay'a ve Milliyet'in başyazı Mahmut Soydan'a Atatürk'ün o dönem yazdırdığı hatıralardır bu yazdırılanlar. İsmet Bozdağ'ın notuna göre Atatürk'ün yazdırdıklarının içerisinde Alman Mareşal Hindenburg ile ilgili kısımlardan Almanya'nın rahatsız olmasıyla o dönem için yayımlanma durdurulmuş ve 1944'de Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün hatıralarını tam olarak bir kitap halinde yayımlamıştır. Yani kitabın tam içeriği bu kitaptan oluşur. İsmet Bozdağ'da kitabı olduğunca günümüz Türkçesi'ne uyarlamaya çalışmış.

Kitapta dört ana bölüm var. Atatürk'ün Anıları, Dördüncü Ordu Karargâhı'nda, Hedef: Padişah ve Harbiye Nazırı'nın Önerisi. Hepsi de M. Kemal'in hayatındaki önemli dönemeçler.

Atatürk'ün Anıları bölümünde Mustafa Kemal'in kafasındaki cumhuriyet fikrinin somut adımlara dönüşmesi ve plânlamalar, Veliaht ve Padişah Vahdettin'i kendi fikirleri doğrultusunda etkileme çabaları ve yurt dışı gezileri yer alıyor.

Dördüncü Ordu Karargâhı bölümünde 7. Ordu günleri, Liman von Sanders ve bedevilerle ilişkileri, meclisteki çalışmaları yer alıyor.

Hedef: Padişah kısmında yeniden Vahdettin'le ilişkileri, İtalyan ve İngiliz casuslarla görüşmeleri vs. yer alıyor.

Harbiye Nazırı'nın Önerisi kısmındaysa İstanbul'nda uzaklaştırılması için yapılan çalışmalar yer alıyor. Yer alıyor, yer alıyor, yer alıyor...

Kitabın son cümlesi şu şekilde; "Değişmeyen düzenle gezimizi sürdürerek sonunda Samsun Limanı'na vardık."

Hayır kitap yarım kalmış değil. Başlığa bakın tekrar. M. Kemal'in yazdırdıkları Nutuk öncesi döneme yani Samsun'a çıkmasına kadar olan kısmı, Atatürk'ü Atatürk yapan dönemi, fikri olgunluğa ulaştığı dönemi kapsıyor. Yani Nutuk bu kitabın devamı niteliğinde. Ama ne yazık ki bu kitap Nutuk kadar bilinmiyor.

Kitabın başında Anılarını Kâğıda Döken Falih Rıfkı Atay ve Mahmut Soydan'a Atatürk'ün Özel Demeci diye bir kısım var. Kitap asıl Atatürk'ün bu önsözü ile anlamlı oluyor. Buyrun.
Benim anlattıklarım ve anlattıklarımı değerlendirmek için size verdiğim belgeler okunduktan sonra bütün Türk milletini, özellikle Türk aydınlarını vicdan ve fikir hesaplaşmasına çağırmak isterim.

Anılar diye size anlattığım bu hikâyelerin zamanımıza kadar birtakım devlet büyüklerinin anılarını yayımlamak sevdasına benzer bir eğilimden doğmuş olduğunu sanmayınız. Eğer ben, bu gerçekleri size söylüyorsam ve milletimize ulaştırıyorsam elbette bundan büsbütün başka bir amacım vardır. Bu amaç ne olabilir?.. Bunu burada açıklayamam. Fakat benim tasarladıklarımı, düşündüklerimi içtenlikle ulaştıran bu yazıları okunduktan sonra kuşku duymam ki milletim kendi kendine durumu öğrenecek, değerlendirebilmek için gerekli belgelere sahip olacaktır.

Dediklerimi olaylar eylemlerle kanıtlamamış olsaydı bu sözlerimin kapasdığı gerçeği -güçanlaşılabilir düşüncesiyle-, bir zaman daha yayımlamakta ağır davranmakta belki gerek görürdüm.

Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 10 Nisan 1926

Kitapları satın aldığım site: http://ataturkeserleri.com/10-lu-kitap-seti-urunid413.html

27 Haziran 2010

Atatürk'ün Avrasya Devleti

Bir ayı aşkın bir süre önce Atatürk Kitapları ve DVD Serisi'ni satın almıştım. Kitapları yavaş yavaş okumaya çalışıyorum. Çalışıyorum çünkü bazıları çok sıkıcı. Atatürk'ün Doğu-Güneydoğu Anadolu Projesi ve GAP gibi. Sıkıcı sıkıcı olmasına ama bir o kadarda okunması gerekli ve değerli bilgiler içeriyor. Başlıkta gördüğünüz kitabı da üç gün içinde bitirdim. İlk elime aldığımda aşırı milliyetçi/turancıların safsatalarından birisi sanmıştım ama içerisindeki mantıklı açıklamalar ve gerek Atatürk'ün gerek Hasan Rıza Soyak, Falih Rıfkı Atay gibi kişilerin hatıratlarına dayanan kaynaklar olsun oldukça güzel ve bilgilendirici bir kitaptı.

TBMM'deki ayak oyunları, Sovyetler'in Kurtuluş Savaşı'nda bize yaptığı yardımın asıl amaçları, Lenin ve Atatürk'ün mantık oyunları, İran ve Afganistan ile ilişkiler, İnönü - Atatürk dargınlığı, Atatürk'ün selefi gibi konular kaynaklara dayandırılarak çok güzel anlatılıyor. TDK bilhassa TTK'nın çalışmalarını saptıran ve Türk Tarihinin Ana Hatları kitabının basımını engelleyen İsmet İnönü'de genişçe işleniyor kitapta. Üstünkörü bilgimiz olan konular detaylı olarak işlenmiş anlayacağınız.

Kitabın arka kapağındaki soruları da sizi cezbetmesi için yazayım.

  • Atatürk'ün gözünde Misak-ı Milli nedir?
  • Milli Mücadele'de, Sovyetlerden ne zaman ve ne kadar yardım aldık?
  • İran'a 1923 yılında Uçak armağan ettik mi? Neden?
  • Enflasyonun yüzde 250'lerde olduğu 1924 yılında 100.000 altın harcayarak: "Türkiyat Enstitüsü"nü kurduk, "Etnografya Müzesi"nin temellerini attık mı? Niçin?
  • Dil Kurumu, Tarih Kurumu'nun kurulmasında gözetilen hedef nedir? Bu hedeften kim niçin saptı?
  • Atatürk ve İnönü hangi fikirde çatıştılar? Kim haklı idi?
  • Atatürk, İnönü'nün çocuklarına okumalarını sağlamak için mirasından pay ayırdı mı? Niçin?
  • Atatürk'ün "Siyasi Vasiyeti" var mı? Neydi ve uygulanmasını kim önledi?
  • Atatürk, kimin Cumhurbaşkanı olmasını istiyordu? Kim oldu?

Kitapları satın aldığım site: http://ataturkeserleri.com/10-lu-kitap-seti-urunid413.html

26 Haziran 2010

1958 - 2009


Yazıyı yazmakta gecikmedim, hayır. Günler öncesinden hazırdı ancak 26/06/2010 gece saat 02:51'de yayınlıyorum. Geçen yıl MJ'in öldüğünü öğrendiğimiz saatte, dakikada...

Bir sene önce gece bir civarlarında annem uyandırdı gece gece. "Başın sağolsun Michael'ın ölmüş." Gece gece uyku sersemiyim tabii, inanılır mı şimdi buna. Periyodik olarak tekrarlanan "MJ öldü!" asparagaslarından biri sandım. Hazır uyanmışken telefona da bakayım dedim, bir sürü mesaj. "MJ ölmüş.", "başın sağolsun Michael öldü.", "kral artık yok." gibisinden mesajlar. WTF??? Ne oluyoruz lan! O hızla kalkıp haber kanallarına baktım MJ'in hastaneye kaldırılırken çekilen fotoğrafları, öldüğü söylentileri derken o hızla internetten araştırmaya başladım.

O sıralarda komada olduğu doğrulanmış artık ölüm haberinin doğrulanması bekleniyordu. En başta TMZ.com MJ'in öldüğünü yazmıştı, inanmadık. Sonra yavaş yavaş haber kanalları ve siteleri MJ'in öldüğünü duyurdu, inanmadık. Reuters dahil tüm haber ajansları ve bütün prestij sahibi siteler artık öldüğünü söylüyordu, inanmadık. CNN News hastane içindeki tek kanaldı ve artık o da öldüğünü altyazı geçti ancak kendilerinin doğrulamadığını söyledi, yine inanmadık. En son olarak CNN'in kaynakları da olayı doğruladı, inanmadık. Jermaine MJ'in öldüğünü söyledi ona da inanmadık, doktoru bekledik. Doktor da artık söylenenleri doğruladı, inanmak istemedik. Saat sabaha karşı dörtten sonra MJ'in naaşı helikopterle hastaneden götürülmeye başladığında artık kendimizi avutacak bir şeyimiz de kalmamıştı. İnanmak kolay mı Michael Jackson'ın öldüğüne? Ölümsüzdü lan o! Özendiğimiz adamdı, taklidini yapabilmek için aylarca çaba sarf ettiğimiz insandı. Müziğin, dansın, şovun, sahnelerin tanrısıydı...

Bazı insanlara ölümü yakıştıramayız. Güzel kızlarında sıçtığı gerçeği kadar uzak gelir onların ölümü bize. Kemal Sunal, Barış Manço, Adile Naşit ya da en yakınımızdaki anne ve babamız. Hangimiz onların da öleceğini, ölebileceğini düşünürüz ki? Ölümsüz gibi gelirler ama... 'Ama' da takılıyor işte kelimeler...

Halamın ölümünde hiçbir şey hissetmeyen ben sen ölünce ağladım ulan Michael. Ne kadar öküz olduğumu yüzüme bir kez daha vurdun giderayak. Bir insan halasına üzülmez de elin ecnebisine ağlar mı? Bize bıraktıklarınla ilgili şeylerdir belkide. Her konserin öncesinde bahsettiğin sevgi, şarkılarında/şarkılarınla bize aşıladığın sevgi, her konser sonrasındaki sevgi dileklerin, röportajlarında bahsettiğin sevgi, duyarlılık ile ilgili bir şeydir sanırım...

Yukarıda yazdıklarım bizim halkımızın çoğunluğuna göre zaman kaybı. İngiliz tabldot gazetelerinin uydurduğu asparagas haberleri haber yapan boktan kanallarımızın, gazetelerimizin haberlerine inanan koyunlarımız için. Bir insan sübyancı, ırkından utanan, estetik manyağı bir insan için bu kadar mı üzülür? Böyle mi düşünüyorsun sende sayın okurum? Cevabı evet mi? Eğer öyleyse senin beynine sıçayım sayın okur. Her okuduğuna koşulsuz inanan birisi olmalısın. Madem öyle birazdan yazacaklarıma da inanman çok kolay.

Halkın büyük çoğunluğu bilmez MJ'in bugüne kadar en çok bağış yapan sanatçı olduğunu, ten rengini açtırdığı yalanını bildiği kadar.

Halkın büyük çoğunluğu bilmez MJ'in Afrikalı insanlara insani yardım için kurduğu bir vakıf olduğunu, çocuk tacizi yalanlarını bildiği kadar.

Halkın büyük çoğunluğu bilmez MJ'in küresel ısınma, doğanın tahribi konularına karşı çok hassas olduğunu, estetik delisi olduğu yalanı kadar. Vs. vs.

MJ ile ilgili yalan iddialar bitmez. Sakal bıraktığında "sakalı çıkmadığı için göğüs kıllarını yüzüne kaynattı." diyecek kadar uçuk ve bu haberi bütün dünyaya servis edecek kadar deli bir habercilik anlayışı var. Haberin okunması için gerçeklerin değiştirilmesi gerekiyor. Ve habercilik anlayışı her yerde. Özellikle tabldot gazetelerde...

Michael'ın Ten Rengini Açtırdığı Yalanı
Bunun iki hikâyesi var. İlki MJ ırkından utandığı için ten rengini açtırdı. İkincisi Pepsi reklam çekimlerinde başı yandıktan sonra yüzünün rengi açıldı ve MJ sonrasında tüm vücut rengini açtırdı. İkisi de yalan.

Düşünelim. Ten rengini açtırma operasyonu 80'li yıllarda nasıl yapılıyordu? Şöyle yapılıyordu diye anlatmak isterdim lâkin yapılamıyor. 2000'li yıllarda dahi bunun bir yolu yok! Ten rengi açtırma diye, hatta göbek deliğine kadar detaylı bir ten rengi açtırma operasyonu yok. MJ'in zamanla beyazlaşmasının nedeni Vitiligo'dur ve ‰1 oranında görülür. Michael'da Vitiligo hastalığının görüldüğü resimler için şuraya bakmanızda fayda var.

Yine Michael'ın çocuk tacizcisi olduğu yalanı ve estetik delisi olduğu yalanı için şuradaki yazıyı uzun uzun okumanda fayda var. Zira yıllardır MJ hakkındaki yalanları forumlarda, Facebook'ta, Twitter'da tekrar tekrar açıklamaktan bıktım. Birazcık gerçeklerden bahsedelim.
  • MJ'in Billie Jean'i ile MTV katı kurallarına rağmen ilk kez siyahi bir sanatçının klibini yayınladığını,
  • Kayıt etmeyerek çocuklarına bıraktığı yüzden fazla şarkısı olduğunu,
  • Dünyanın en çok fotoğrafı çekilen insanı olduğunu,
  • Tüm dünyada 100'ü aşkın çeşitli rekor kırdığını,
  • 800 milyondan fazla satışla dünyanın en çok albüm satan sanatçısı ünvanına sahip olduğunu,
  • Video kliplerini kısa film şeklinde çekerek bu alanda da müzik dünyasını değiştirdiğini,
  • 50 yardım kuruluşunun kurulmasına önayak olduğunu, Heal the World Vakfı'nı kendisi kurduğunu ve bireysel olarak yaptığı 400 milyon $'dan fazla bağış ile en hayırsever sanatçı olduğunu biliyor muydunuz? (Böyle biliyor muydunuz? diye biten seri yapmaya çok özenirdim, şimdi yaptım aha.)
Bak bir saatte nasıl bütün o yalanlar açıklanabiliyormuş. Ayrıca MJ Talks to Oprah ve LwMJ belgesellerini de öneririm.

Bu gece yarısı/sabaha karşı anma törenleri olacak. Fotoğraflar için şurayı ziyaret edebilirsiniz.

R.I.P. MJ